hoşgeldiniz
» 4/6/2008 - iman zayıflığına neden olanlar !
İnsanın İmanını calan 99 Söz 1- Allahın varlığı hakkında insanda meydana gelecek en ufak bir şüphe ve tereddüt. 2- Allahın cisim olduğunu düşünmek ve hayalinde canlandırmak. 3- Cenab’ı Hakkın sıfatlarından herhangi birini insanların sıfatlarına benzetmek. (Mesela Cenabı Hakk’a dil ve ağız gibi mahlukatın hassalarından olan azalar hayal etmek) 4- Allah’ı bir şeye hulûl etmiş olarak kabul etmek. 5- Cenab’ı Hakka analık, babalık veya oğulluk isnad etmek. Haşa "Allah Baba" demek veya "Her şeyi yaratan Allah ama Allah’ı yaratan kim" (!) gibi sözler söylemek veya bunları kalbinden geçirmek. (Cenabı Hak Yaratan varlıktır. Yaratılan varlık değildir) 6- Peygamberlere yalancılık isnadında bulunmak 7- Peygamberlerden herhangi birini inkar etmek. 8- Peygamberlere günah isnadında bulunmak 9- Peygamberlerin yüksek terbiye ve ilimlerini Allah’ın yetiştirmesiyle değil de, bir insanın yetiştirmesiyle olduğunu sanmak. 10- Meleklerden her hangi birini inkar etmek. 11- Meleklere erkeklik dişilik isnadında bulunmak. 12- Hakkında ayet olan herhangi bir mücizeyi inkar etmek 13- Tevatur yoluyla sabit olan ayın yarılması ve mirac hadisesi gibi mücizeleri inkar etmek. 14- Kur’an-ı Kerim’in bir ayet veya bir cümlesini inkar etmek. 15- Kur’an-ı Kerim’de en ufak bir noksanlık düşünmek ve "kifayetsizdir" diye bir fikre sahip olmak. 16- Kur’an-ı Kerim’in hükümlerinden ve kanunlarından daha üstün kanun ve hükümler olduğunu iddia etmek veya düşünmek, veya hutta ileri bir zamanda böyle bir fikre sahip olabilirim diye düşünmek. 17- Kabir sualini ve azabını, öldükten sonra dirilmeyi inkar etmek veya şüphe ile karşılamak. 18- Hesap gününü, sıratı, mizanı, cennet ve cehennemi inkar etmek. 19- Cennet nimetleri veya Cehennemin azabı hakkında şüphede bulunmak, inkar etmek "Allah hiçbir kuluna azap etmez" demek. 20- mü’minlerin ebediyyen Cehennemde kalacağını söylemek. 21- Her hangi bir farzın bir cüz’ünü veya tamamını inkar etmek, Mesela: "5 vakit namazdan öğle veya ikindi namazları bu devirde kılınmaz, farz olamaz" demek veya düşünmek. 22- Faizi, insan öldürmeyi, günah ve haram kabul etmemek. 23- İslam dinini mühimsememek ve hor görmek. 24- Herhangi bir kâfiri mü’minden üstün görmek. 25- Haramlardan birini helâl adetmek veya ayetle sabit bir haramı inkar etmek. 26- Sahabelerden her hangi biri hakkında münafık, mürai (iki yüzlü), kâfir diye düşünmek. 27- Bir mü’mini imanından dolayı hakir görmek veya bir kâfiri küfründen dolayı üstün görmek. 28- İslamiyetin dünya saadetine engel olan bir din olduğunu söylemek veya düşünmek. 29- Bir mü’mini küfürle suçlamak. 30- Küfrü icap ettiren her hangi bir şeyi kendi isteğiyle hatırından geçirmek. 31- Üzerinde ayet yazılı her hangi bir şeyi kasten kirletmek veya pisliğe tutmak. 32- "Müzik aletlerinden birini çalarak Kur’an okumak" 33- "O adam peygamber olsa gene inanmam"demek. 34- "Peygamber gelse gene kabul etmem" demek. 35- "Allah olsan ne yapabilirsin sen bana" demek. 36- "Allah’ ımı inkar edeyim bu böyle" demek. 37- "Ne olur şu güzelim şarap haram olmasaydı" demek. 38- "Namaz kılmam, kılmayacağım" demek. 39- Allahın emir ve yasaklarından ve kanunlarından biriyle alay etmek, (mesela alaylı alaylı : Hırsızlık mı yaptın uzat kolunu, adam mı öldürdün uzat boynunu" diyerek istihza etmek veya istihza edenin gülmesine gülerek mukabelede bulunmak. 40- Küfrü icabettiren bir söz söylendiğinde onu gülerek karşılamak. 41- "İslam dini efsane ve hurafeden ibarettir" demek. 42- Ruhların kalıptan kalıba geçtiklerine inanmak. 43- Peygamberimizden sonraki hiristiyan ve yahudileri mü’min kabul etme, onların da dini haktır diye itikat etmek. 44- Kur’anın kanunlarını Allahın kelamı diye değil de akla, mantığa, ilme ve felsefeye uygundur diye kabul etmek. 45- Bir kâfire karşı muhabbet etmek. (Bu hususa bilhassa taassup derecesinde her hangi bir fıkraya fikren angaje olan kimseler dikkat etmelidir. Hele hele her şeyin sahtesinin çıkktığı günümüzde pek öyle zahire ve elfaza kapılarak hemen. "iyidir, aradığımız ve beklediğimiz olsa olsa budur" diye körü körüne birine sevgi beslememek lazımdır. Çünkü dış memleketlerden konmuş casuslar bir memleketin en yüksek idari mevkilerini işgal edebiliyorlar ve yükselebiliyorlar. Bu türlü bir sevgi dahi kişinin imanını götürür.) 46- Uzun müddet küfre hizmet etmiş ve müslümanlığa zararı dokunmuş birisini sevmek, onu desteklemek ve hakkında Allah razı olsun diye dua etmek. 47- Ölmüş bir kâfire veya İslam dinine kötülüğü dokunmuş birine "Allah rahmet eylesin" demek. 48- Kafirlerin öteden beri kendilerini müslümanlardan ayırmak için kullandıkları Haç, zünnar (v.s) gibi alameti küfür olan şeyleri takmak veya giymek. 49- Allah’ın ve dininin düşmanlarını taklit etmek, onların hallerini, tavırlarını kendisine örnek ittihaz etmek. 50- İbadetlerinde Cenabı Hakkın rızasından başkalarının hoşnutluğunu gözetmek ve başkalarının görmeleri için kulluk etmek. 51- Kendisi veli olmadığı halde velilik iddiasında bulunmak. 52- "Bu gün Kur’an-ı Kerimle dünya idare edilemez" demek veya diyen birine "doğru söylüyor" demek. 53- Allah’a (cc) peygemberimize ve peygamberlerden herhangi birine, dine veya kitaba sövmek, hakaret etmek veya söven, hakaret eden birine sevgi beslemek o anda onun yüzüne gülmek. 54- Ağıza veya göze sövmek, küfretmek. 55- Nazar değmesin diye bir şeye boncuk takmak (Allah’tan gayri bir şeyden ümit beklemek) 56- Allah dostlarından her hangi bir veli’ye düşmanlık etmek, çalışmalarını baltalamak. 57- Şeriat, dini aykırılıkları bulunmayan ve Allah’ın dinini yaymağa çalışan bir topluluğa, Kur’an’ın şeriatın öğretildiği bir müesseseye düşmanlık etmek ve onların çalışmalarını baltalamak. 58- Bir kâfirin dünyalık bir iyiliğinden dolayı cennete gireceğine kail olmak ve mesela "insanlığa bu kadar iyiliği dokunup da cennete giremiyecek olursa ben de cennet’e girmem" demek. 59- Her hangi bir sünneti ittihaz etmiş bir mü’mine "sana hiç yakışmamış" demek. (Mesela sakal ve bıyık) 60- Hakkında nas (Ayet-Hadis) olduğu açıkça bilinen, ayrıca icma ve selefi salihiyn efendilerimizin, Şah’ı Nakşi Bendi Abdulhaliki Gucduvani, İmamı Rabbani ve daha binlerce İslam büyüklerinin kail oldukları, kabul ettikleri Rabıta hakkında ileri geri laf etmek ve küfürdür, demek. 61- "Peygamber gelse kararımdan beni caydıramaz" demek. 62- "Bu işin inşAllahı maaşAllahı yok artık" demek. 63- "İşte küfrün adını günah koymuşlar. böylelerine küfür sevaptır" demek. 64- "Oruç tutup namaz kılmak neye yarar benim kalbim temiz" demek ve farzları hafife almak. 65- "İslam dini dünya işlerini geriletmiştir" demek. 66- Melaike-i kiramdan herhangi birine günah isnadında bulunmak (Harut ve Marut gibi) 67- Hastalanmıyan birisine: "Seni Allah unuttu" demek. 68- Gelecekten haber verdiğini iddia eden kimseyi tasdik etmek doğru söylüyor demek. 69- "Eğer bu işi ben yapmış isem kâfirim" demek. 70- Yalan olduğunu bildiği halde "Allah biliyor ki seni oğlumdan daha çok seviyorum" demek. 71- "Allahım! rahmetini bana vermekle cimrilik etme" demek. 72- "Allah’ın hiç işi kalmamışta bu gibi şeyleri mi yaratıyor" demek. 73- "Allah falan kuluna şu kadar veriyor bana ise şu kadar veriyor. Bu adalet midir" demek. 74- "Ben bu kadar iyilikte ve hayırda bulunuyorum bütün belalar yine bana geliyor. Falan kimse ise her çeşit kötülüğü yapıyor paşa gibi yaşıyor; bu nasıl adalet" demek. 75- "Cinleri olacakları biliyor" demek. 76- "Eğer ahirette Allah hakkı ile hükmederse senden hakkımı alırım" demek. 77- "Falan kimse peygamber olsa idi ben iman etmezdim" demek. 78- "Eğer Adem Aleyhisselam buğdaydan yemese idi biz eşkiya olmazdık" demek. 79- "Falan kimse peygamber olsa idi yine de yalan konuşurdu" demek. 80- Birisini döverken "dövme" denilse o da "Gökten dövme diye ses gelse yine bırakmam" demek. 81- Kur’anın Arapça olmayıp başka bir lisanla olduğunu iddia etmek. 82- Kur’anın bazı ayetlerini alaya almak ve mesela "Ben namazımı yalnız kılarım. Çünkü Allah ’İnnessalate tenhâ’ buyurur" demek. 83- Namaz kıl diyen kimseye: "Sabret Ramazan gelsin kılarız" demek. 84- Zikirlerle alay etmek. 85- Bir günahı işlerken besmele çekmek. 86- Abdestsiz olarak bilerek namaz kılmak.
87- "Eğer Allah Cenneti bana verse, sensiz girmem" demek. 88- "Falan adamla Cennete bile girmem" demek. 89- "Falan kimse kıble olsa o tarafa yüzümü çevirmem" demek. 90- Hırıstiyan veya Yahudi, yahut başka din üzere ölenlerin azab göreceklerine inanmamak. 91- "Ramazan bitti artık namazı rafa koydum" demek. 92- Alim kıyafetine bürünüp yüksek bir yere çıkarak alay tariki ile konuşma yapmak veya böyle yapan kimsenin hareketlerine gülmek. 93- Boşanma hakkında : "Ben talak malak bilmem" demek. 94- "Hırıstiyanlık Yahudilikten daha hayırlıdır" demek. 95- Yakını ölen kimsenin. "Ey Allahım! Biz şimdi ne yapacağız sen niçin böyle yaptın" diyerek sitemde bulunmak. 96- Meşru bir sebep olmadığı halde bir kimse için "Şu adamın kanı helaldir ve mübahtır" demek. 97- "Allahü Teâlâ falan kimseyi vaktinden evvel öldürdü ve vakitsiz gitti" demek. 98- Yabancı bir kadına bakıpta : "Güzele bakmak sevaptır" demek. 99- Ahiretten bahseden kimseye . "Ordan haber veren kim? Oraya gidip gelen var mı?" demek. Günah işleyen bir kimseye "Tövbe et" denildiğinde "Ben ne yaptımda tövbe edeyim" demek
|
Bakalım neler yazmışsınız :) (1) Birşeyler yazmadan mı gidiyorsun? Bağlantı
|
» 4/6/2008 - Ezana Saygı"
Ezana Saygı"
mekkede hatice adında bir kadın çok zenginmiş.ayrıca çok iyi biriymiş.bu kadın çöllerin yeşermesi için ALLAH'ın rızasını kazanmak ve cennete girmek amacıyla mekkeden medineye ağaç diktirmiş.birçok kimsenin hayır dualarını almış.bu kadın öldüğünde mekkenin evliyalarından bir zaat onun cennete mi cehenneme mi gireceğini görmek istemiş. cennette büyük bir derece kazanmış olduğunu görünce bunun sebebinin ALLAH rızası için mekkeden medineye ağaç diktirmesinden mi olduğunu sormuş.hatice ona hayır ben ağaç diktirdiğimde herkesin dilinde idim ve kendimce çok övündüm.ALLAH bana zerre kadar sevap vermedi demiş.bunun üzerine evliya neden bu kadar derecesinin yüksek olduğunu sorunca hatice ben ezan okunduğunda bütün işimi bırakır,sadece ezan dinlerdim bu ezana saygımdan dolayı büyük derece sahibi oldum demiş... |
Bakalım neler yazmışsınız :) (yok) Birşeyler yazmadan mı gidiyorsun? Bağlantı
|
» 16/2/2008 - helal & haram
Gencin birisi Kabe’de hep,
- “Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana hamdü sena ederim,” diye dua eder.
Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:
- “Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?,” der.
O da anlatır:
Yedi sekiz sene önce yine Kabe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses:
- “Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın” diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi
- “Şöyle bir torba bulan var mı?” diye bağırıyordu. Çağırdım onu.
- “Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?” diye sordum. Torbayı tarif etti ve “İçinde bin altın vardı” dedi.
- “Torban burada.” diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim,
- “Bu köle için ne istiyorsunuz?” dedim. “Otuz altın dediler”. Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki,
- “Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma.” dedi. O kişiler yanıma geldi.
- “Bu esiri bize satar mısın?” dediler. “Satarım.” dedim. “Altmış altın verelim.” dediler. Ben de “Olmaz.” dedim.
- “Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz” dediler.
- “Öyleyse gidin pazardan alın.” dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım,
- “Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim.” dediler.
- Ben de “Olur.” dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, “Bu nedir?” dedim.
- “İçinde 970 altın var. Babam Kabe’de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. Çeyizine koyarsın dedi” diye anlattı. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim’e hamd ederim. |
Bakalım neler yazmışsınız :) (yok) Birşeyler yazmadan mı gidiyorsun? Bağlantı
|
» 10/1/2008 -
"Yukarıda Allah var!" ifadesini kullanmak sakıncalı mıdır ?
Bu sözü "gökte Allah var", "üstümüzde Allah var" şeklinde söyleyenler de vardır. Fakat Allah yerde ve gökte aranmaz, O her yerdedir. Çünkü Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur. O’na bir mekân ve yer isnat etmek söz konusu olamaz. Böyle bir şeyin olması da mümkün değildir.
Bu konunun genişçe açıklamasına geçmeden önce, halk arasında bu sözler nerede ve nasıl kullanılıyor, ona bir bakalım.
Öncelikle bazı insanlar sözlerine kuvvet vermek, inandırıcılıklarını pekiştirmek için bu sözleri söylüyorlar. Çok kere de ağızlarından çıkan sözün nereye vardığını bile düşünmüyorlar. "Yukarıda Allah var, ne yalan söyleyeyim" gibi ifadeyle; sözlerinde yalan söylemekden Allah' ın bilgisi olacağından korktuğu, o yüzden yalan söylemediği manası anlaşılmaktadır.
Allah’a imanında en ufak bir şüphesi olmayan bazı insanlar da çok kere farkına varmadan bu sözü söyleyebiliyorlar. Bu kategoriye girenlerin niyetlerinde Allah'ı belli bir mekân içinde düşünmeleri söz konusu olmadığından imanlarına bir zararı yoktur. Bediüzzaman'ın da ifade ettiği gibi "Bazen kelam küfür görünür, fakat sahibi kâfir olamaz." (Lem’alar, 28. Lem’a, 7. Nükte)
Çünkü buna benzer bir olay Peygamberimizin zamanında da yaşanmıştır.
Savaşta esir düşmüş bir cariye Peygamberimizin huzuruna getirilir. Peygamberimiz ona "Allah nerededir?" diye sorar. Cariye de "Göktedir" cevabını verir. "Ben kimim?" diye sorduğunda da cariye: "Sen Allah’ın Resulüsün" şeklinde cevaplar. Resulullah (a.s.m.), cariyenin efendisine, "Onu azat et (özgürlüğüne kavuştur), çünkü o, bir mü’minedir" buyurur. (Müslim, Mesâcid 33) Zaten toplumumuzda bu çeşit sözleri söyleyenlere baktığımızda, onların belli bir dinî eğitimlerinin ve dinî yaşantılarının olmadığını görürüz. Onların nazarında Allah yukarıda olursa yücedir ve münezzehtir.
Mekân ve yer, maddî bir varlık için söz konusudur. Mekânı ve maddeyi yaratan ve bir ismi de Nur olan Allah hakkında böyle bir şeyin düşünülmesi mümkün değildir Kaldı ki, varlıklar içinde bile, mekânla sınırlı olmayanlar çoktur. Bunun en yakın misali kendi ruhumuzdur.
Organlarımızın yerleri, mekânları vardır. Bunun için ki, "Midemiz nerededir?" veya "Böbreğimiz nerededir?" gibi sorular sorulabilir. Fakat ruhumuz ve duygularımız hakkında bu tip sorular sorulamaz. Mesela, "Ruhumuz nerededir; aklımız nerede oturur; sevginin, korkunun mekânları nerelerdir?" şeklinde sorular sorulmaz. Çünkü cevabı yoktur.
İnsan, maddi olan ve mekânla bağlı bulunan bedenini ölçü almak yerine, mekândan bir derece bağımsız olan, ruhlar âlemini, melekleri ve yer çekimi, suyun kaldırması gibi tabiatta var olan kanunları düşünecek olsa böyle bir soruya yer kalmayacaktır.
Meseleye "Allah’a yakınlık ve uzaklık" noktasından da bakılabilir. Yüce Allah sonsuz yüceliktedir, fakat her şeye yakındır. Diğer bir deyimle, her şey O’ndan sonsuz derecede uzaktır, fakat O her şeye her şeyden daha yakındır.
Mesela, güneş bize bir gök cismi olarak 150 milyon kilometre kadar uzaktadır, fakat biz elimizdeki aynayı güneşe tutunca güneş avucumuzun içine girer. Demek ki, biz güneşe mesafe olarak çok uzağız; fakat o ışığıyla, ısısıyla, gönderdiği renk huzmesiyle bize çok yakındır.
Bunun gibi, biz Allah’a çok uzağız, ama Allah bize rahmetiyle, nimetiyle, nuruyla, bereketiyle çok yakındır.
Bir başka örnek: Rütbesiz bir er, bir generale rütbe bakımından çok uzaktır. Çünkü arada onbaşılıktan yüzbaşılığa ve albaylığa varıncaya kadar bir hayli rütbeler vardır. Fakat general emrinde çalıştırmasıyla bu askere yakındır, çünkü onun komutanıdır.
Bu misalde olduğu gibi, biz de Allah’a sonsuz derecede uzağız, fakat O bize her şeyden yakındır. Biz kul olarak ve maddî yönümüz açısından uzağız, fakat O bize kudretiyle, ilmiyle, bizi görmesi ve gözetmesiyle, yaşatıp büyütmesiyle yakındır. Kur’an’ın ifadesiyle bize şahdamarımızdan daha yakındır. |
Bakalım neler yazmışsınız :) (yok) Birşeyler yazmadan mı gidiyorsun? Bağlantı
|
» 3/1/2008 - HAYIRLI CUMALAR
|
|
|
|